Türkiye’de Askeri Darbeler

Türkiye Cumhuriyeti millî egemenlik anlayışına dayanır. Millî egemenliği esas alan bir devlette yöneticiler seçimle işbaşına gelir ve yine seçimle görevlerini bırakırlar.

Seçim yoluyla belirli bir süre için işbaşına gelen yöneticiler ve onların atadığı bütün kamu görevlileri, görev süreleri içinde görevlerini anayasanın belirlediği sınırlar içinde yaparlar. Bu tarz işleyen yönetim demokratik bir yönetimdir. Türkiye 1923’te cumhuriyeti ilan ettiğinde bu demokratik esasa dayanarak kuruldu.

Millî egemenliğe dayanan Türkiye Cumhuriyeti, yakın tarihte pek çok kez millî egemenliğe aykırı biçimde müdahaleler yaşadı. Bu müdahalelerin tarzları farklı olsa da genel olarak askerî darbe olarak tanımlanmaktadır.

Askerî darbeler Türk demokrasisinin gelişimine zarar verdi. Bunun yanı sıra Türk Silahlı Kuvvetlerini siyasi alana çekerek silahlı kuvvetlerin tarihî geleneğine ve işleyişine de zarar verdi.

12 Eylül Askerî Darbesi’nden bir görüntü
12 Eylül Askerî Darbesi’nden bir görüntü

Türkiye’de çok partili demokratik hayat II. Dünya Savaşı’ndan sonra başladı. 1950’de seçimi kazanan Demokrat Partinin iktidarı başladı. Demokrat Parti 1954 ve 1957 seçimlerini de kazanarak iktidarını sürdürdü. Fakat 1955’ten itibaren ekonomik büyümenin durması ve DP iktidarının halkın belli kesimlerine verdiği sözleri tutamamış olması, ülkede bunalım ortamını hazırladı. Oluşan bunalımı çözmek için DP tarafından alınan önlemler, kimi çevrelerce DP’nin otoriterleşmeye başlaması olarak değerlendirdi. Bu ortamda iktidarın seçimle değil, kuvvet yoluyla el değiştirmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri içinde kurulan bir cunta, antidemokratik ve hukuka aykırı bir uygulamayla 27 Mayıs 1960’ta yönetime el koydu. Demokrat Parti kapatıldı. Demokrat Parti yöneticileri Yassıada’da kurulan bir mahkemeyle yargılandı.

Millî Birlik Komitesi
Millî Birlik Komitesi

Adnan Menderes İdam Edildi

Mahkeme sonucunda Başbakan Adnan Menderes, bakanlardan Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildiler. 27 Mayıs Askerî Darbesi, tüm darbeler gibi, antidemokratik ve hukuka aykırı bir hareketti.

1960 darbesini 1971 Askerî Muhtırası takip etti. 1961 Anayasası sonrasında Türkiye’de yeni anayasanın sağladığı ortamda farklı siyasi hareketler gelişme göstermeye başladı. Siyasal örgütlenmeler serbestçe yapılabildi. Temsili demokrasinin getirilmesiyle toplumun her kesimi mecliste temsil edilebilir hâle geldi. Özellikle, aşırı politik gruplar yaygın bir şekilde örgütlendi. Bunların yanında 1950’lerde hızlanan sanayileşme ve kırsal bölgelerden kente göçün etkisiyle sosyal ve siyasi yaşam, çalkantılı bir sürece girdi. Artan politik gerilim yeni bir askerî darbeyi getirdi.

12 Mart 1971’de Genel Kurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanının imzaladıkları bir muhtıra ile ortaya çıkan darbe, Türk siyasi tarihinde 12 Mart Muhtırası olarak adlandırıldı. 27 Mayıs Askerî Darbesi’nden farklı olarak bu sefer yönetime el konulmadı ve parlamento kapatılmadı. Fakat askerî komuta heyeti, antidemokratik bir yöntemle, hükûmeti ve Meclis’i muhtıradaki şartları yerine getirilmediği takdirde TBMM’yi kapatacaklarını söyleyerek tehdit etti. Muhtıradaki ilk istek, görevdeki hükûmetin istifa etmesiydi. Seçimle göreve gelmiş olan Adalet Partisi Hükûmeti ve Başbakan Süleyman Demirel bu isteğe boyun eğmek zorunda kalarak istifa etti. Böylece adı ‘ara rejim’ olarak konulan 12 Mart Dönemi başladı.

12 Mart Muhtırası ile ilgili gazete haberi
12 Mart Muhtırası ile ilgili gazete haberi

1970’lerin ikinci yarısından itibaren Türkiye’de siyasi gerilim sokaklara taştı. Görev başına gelen hükûmetler genelde kısa süreli koalisyon hükûmetleri olduğundan ülkede yaşanan siyasi ve ekonomik sorunlara köklü çözümler getiremediler. Artan politik gerilim ve ekonomik darboğaz, bir kargaşa ortamı yarattı. Bu durumu gerekçe gösteren Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi demokrasi dışı bir yöntemle 12 Eylül 1980’de mevcut hükûmete askerî darbe yaptı.

12 Eylül Askerî Darbesi’yle ilgili gazete haberi
12 Eylül Askerî Darbesi’yle ilgili gazete haberi

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde seçilmiş demokratik yönetime karşı yapılan üçüncü açık, antidemokratik müdahale oldu. 12 Eylül askerî yönetimi tarafından hükûmet görevden alındı, TBMM lağvedildi, partiler kapatıldı ve anayasa tamamen rafa kaldırıldı. Siyasi parti liderleri önce askerî üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı ve siyasetle ilgilenmeleri yasaklandı. Türkiye siyasetinin ve ekonomisinin baskı altında yeniden yapılandırıldığı bir dönem başladı. Yaşananlar Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünde yeni bir engel oluşturdu.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir