Kıbrıs Barış Harekatı Nedeni – Kıbrıs Sorununun Ortaya Çıkması

Anadolu Yarımadası’na uzaklığı 72 km olan Kıbrıs Adası, Türkiye’nin Akdeniz güvenliği için çok önemli bir konumdadır.

Osmanlı Padişahı II. Selim Dönemi’nde 1571 Kıbrıs Seferi sonucunda Kıbrıs, Türk egemenliğine girdi.

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Osmanlı egemenliğindeki Kıbrıs Adası İngiltere tarafından işgal edildi. 1914’te başlayan I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti ile İngiltere’nin rakip taraflarda yer alması üzerine İngiltere, Kıbrıs Ada’sını imparatorluğuna kattığını ilan etti. 1923 Lozan Barış Antlaşması ile Kıbrıs Adası’nda resmen İngiliz egemenliğini dönemi başladı.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı sürecini başlatan Kıbrıs sorunu, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Yunanistan’ın Ada ile daha fazla ilgilenmesiyle ortaya çıktı. Yunanistan 1951’de Ada’nın kendi yönetimine bırakılması için İngiltere’ye başvurdu fakat olumsuz cevap aldı. Yunanistan, 1954’te Birleşmiş Milletlere başvurarak Kıbrıs’ın kendi kaderini belirlemesi için Ada’da halk oylaması yapılmasını talep etti. Yunanistan’ın amacı, halk oylamasıyla Ada’nın çoğunluğunu oluşturan Rumlar sayesinde Kıbrıs’ın kendisine bağlanmasını sağlamaktı. Yunanistan’ın bu girişimi de BM tarafından kabul görmedi. Fakat bu girişim, Türkiye’nin de Kıbrıs Sorunu ile ilgilenme sürecini başlattı. Böylece Kıbrıs, 1954’ten itibaren Türkiye’nin dış politikasının en önemli meselesi hâline geldi.

EOKA Terör Örgütü

Yunanistan’ın girişimlerinin reddedilmesi üzerine Kıbrıslı Rumlar, EOKA adlı bir terör örgütünü kurdular. EOKA’nın amacı İngilizlere ve Türklere karşı şiddet kullanarak Ada’yı İngilizlerden ve Türklerden temizleyerek Rumlaştırmak ve daha sonra Kıbrıs’ı Yunanistan’a katmaktı. Ada’nın Yunanistan’a katılması düşüncesi Rumlar arasında XIX. yüzyıldan bu yana desteklenen bir siyasal fikirdi. Ada’daki Rumlar bu düşünceye “enosis” adını veriyorlardı.

Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan bir görüntü
Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan bir görüntü

EOKA adlı terör örgütünün saldırılarını artırması ve Kıbrıs Ada’sındaki olayların bunalıma dönüşmesi üzerine İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ı görüşmeye davet ederek sorunu çözmek istedi. Bu sebeple 1955’te toplanan Londra Konferansı’nda bir sonuç alınamadı. Üç devletin de Kıbrıs Adası ile ilgili çözüm önerisi farklıydı. İngiltere Ada’ya özerklik önerirken Yunanistan halk oylamasında ısrar ediyor, Türkiye ise var olan durumun korunmasını ya da Ada’nın kendisine bırakılmasını istiyordu.

Diplomasi masasında sorun çözülemezken Ada’da olaylar tırmandı. EOKA terör örgütünün saldırıları Türk köylerinde yapılan katliamlara dönüştü. Bu durum üzerine 1956’dan itibaren Türkiye, daha gerçekçi gördüğü taksim tezini, yani Ada’nın Türk ve Rum toplumları arasında bölüşülmesini önerdi. Türkiye’nin bu önerisine İngiltere ve Yunanistan sıcak bakmadı. Kıbrıs’ta diplomatik çözümsüzlük sürdükçe Rumlar, Türk toplumu üzerindeki baskı ve şiddeti artırdılar. Kıbrıslı Türkler, EOKA terörüne karşı 1957’de TMT’yi (Türk Mukavemet Teşkilatı) kurarak kendilerini savunmaya başladı.

1958’de İngiltere tarafından Mac Millan (Mak Milen) Planı ortaya atıldı. Bu plana göre Ada’da İngiltere, Türkiye ve Yunanistan iş birliğine dayalı üçlü bir yönetim kurulacaktı. NATO’nun iki üye ülkesi arasındaki siyasi gerilimin NATO’ya zarar verdiğini düşünen ABD, duruma müdahale etti. Oluşan durum karşısında Yunanistan, İngiltere’nin planını görüşmeyi kabul etti. 1959’da Türkiye ve Yunanistan arasında Zürih’te başlayan görüşmelerde Kıbrıs Adası’nın bağımsız bir devlet olması fikri kabul edildi. 11 Şubat 1959’da imzalanan Zürih Antlaşması’yla Kıbrıs’ın bağımsızlığı resmîleşti. Zürih Antlaşması’yla Ada’nın bağımsızlığının kabul edilmesi Ada’yı elinde tutan İngiltere’ye sunuldu. 1960’ta İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın imzaladığı Londra Antlaşması’yla Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci resmen başladı. Böylece ne Yunanistan’ın enosis fikri ne de Türkiye’nin taksim fikri benimsenmiş oldu. Durum her iki taraf için de başarı olarak gösterildi.

Kıbrıs Cumhuriyeti Temsil Şartları

Londra Antlaşması’yla, Ada’daki Türk ve Rum toplumunun kurulacak Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki temsil şartlarını şöyle belirlendi:

  1. Türk ve Rum toplumları kendilerini ilgilendirecek işleri toplum meclislerinde yürüteceklerdi.
  2. Yürütmenin başkanı olan cumhurbaşkanı Rum, yardımcısı Türk olacaktı.
  3. Cumhurbaşkanı, üyelerinden üçünün Türk, yedisinin Rum olacağı bakanlar kurulu ile görevini yürütecekti.
  4. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzeninin sürekliliği İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın garantisi altında olacaktı.

Böylece Kıbrıs’ta yaşayan Türk ve Rum toplumlarının yanı sıra, garantör devletler olan Türkiye ve Yunanistan da aynı hukuki haklara kavuşmuş oluyordu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması, Kıbrıs Anayasası’nın yürürlüğe girmesi ve uluslararası antlaşmalar, Ada’da yaşanan sorunları bitirmedi. Özellikle Rumlar, Yunanistan’ın sürekli kışkırtmaları sonucu her fırsatta enosis fikrini öne sürdüler ve Türklerin kendileriyle eşit haklara kavuşmasını kabul etmediler. 1960-1963 yılları arasında Rumlar, antlaşmalarla Türklere tanınan hakların verilmesini geciktirdiler. Böylece Kıbrıs’ta oluşan mevcut durumu kendi lehlerine çevirmek istediler.

Kanlı Noel

Rumlar, enosis fikrini hayata geçirmek için Akritas Planı adı verilen bir proje hazırladılar. Rumların planına göre anayasada yapılmak istenilen değişiklikler Türkiye ve Ada’daki Türk toplumu tarafından reddedildi. Rumlar ve Türkler arasında gerginlik arttı. Bu gerginlik sırasında bir Türk kadınının Rum polisi tarafından öldürülmesi iki taraf arasında çatışmalara yol açtı. Rumlar Akritas Planı gereğince genel saldırıya geçtiler ve pek çok Türk’ü vahşice katlettiler. Yaşanan bu cinayetlere ve katliama Kanlı Noel adı verildi.

Kanlı Noel olaylarının yaşanması ve Ada’daki Türklerin katledilmesine Türkiye sert tepki gösterdi. Türk savaş uçakları Rumları ihtar etmek için Kıbrıs üzerinde uçmaya başladı. Bu hava harekâtı sırasında Ada üzerinde uçuş görevinin komutanı Yüzbaşı Cengiz Topel’in uçağı, Rumlar tarafından düşürüldü. Esir düşen Yüzbaşı Cengiz Topel daha sonra Rumların işkencesi sonucu şehit oldu. Kıbrıs’taki Türk alayı garnizondan çıkarak Türkleri korumak için Lefkoşa’nın Türk mahallelerine yerleşti. Olayları sakinleştirmek amacıyla Lefkoşa’nın Rum ve Türk tarafını birbirinden ayırmak için İngiltere tarafından Yeşil Hat adı verilen bir sınır çizildi.

Türkiye, dünya kamuoyuna Ada’daki olayların devam etmesi hâlinde garantör olarak müdahale edeceğini duyurdu. Türkiye’nin bu tutumu Yunanistan ile olan ilişkileri gerginleştirdi. Durumun ciddileştiğini gören ABD Başkanı Johnson (Cansın), Başbakan İsmet İnönü’ye bir mektup yazarak Türkiye’nin müdahale fikrinden vazgeçmesini ve bu durumun endişe verici olduğunu söyledi. Başbakan İsmet İnönü de diplomatik bir mektupla Başkan Johnsonn’a Türkiye’nin kararlılığını dile getirdi.

Türkiye’nin kararlı tavrı ile 1964’te Rum saldırıları azaldı. Fakat 1967’den itibaren Ada’da tekrar tansiyon yükseldi. Yunanistan, Kıbrıs’a çok sayıda asker gönderdi. Yunanistan’ın desteği ile silahlandırılan Rum Millî Muhafız Teşkilatı, Türklere karşı sistematik olarak etnik bir temizliğe başladı. Bu durumun üzerine Türk savaş uçakları tekrar Ada üzerinde uçuşlara başladı. Uluslararası toplumun da tepki göstermesiyle Rumların saldırıları tekrar durduruldu. Ada’daki Türkler ve Rumlar fiilen birbirlerinden kopmuşlardı. Bu gelişme üzerine Kıbrıs’taki Türk toplumu, 1967’de Dr. Fazıl Küçük önderliğinde Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi’ni kurdu. 1971’de geçici ifadesi kaldırılarak oluşum Kıbrıs Türk Yönetimi’ne dönüştü.

Sending
Kullanıcı Değerlendirmesi
0 (0 oy)

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir