I ve II. Balkan Savaşları

Esasen Osmanlı Devletinin yönetimi altında bulunan Balkanlarda XVIII.Yüzyıla kadar ciddi problemler çıkmamışken, Fransız İnkılabını ortaya koyduğu mili devlet prensibi ve Rusya’nın izlediği Akdeniz’e inme siyaseti, Balkanlarla Osmanlı Devleti arasındaki bağları gevşetmişti.

Bundan başka,1912-1913 yılları arasında gerçekleşen Balkan Savaşlarına kadar aslında Balkanlar siyasi şeklini almış vaziyette idi. Bu şekillenme 1804‘teki Sırp ayaklanması ile başladı. 1812 Bükreş Antlaşması ile Sırbistan ayrıcalıklı bir yönetime kavuşmuş, 1829‘da Edirne Antlaşması ile özerklik kazanmış, 1878 Berlin antlaşması ile bağımsız olmuştu. Bu antlaşma Romanya ve Karadağ’a da bağımsızlık getirmişti.

Yunanlılar ise 1820‘de ilk ayaklanmalarını çıkarmışlar, 1821 Mora ayaklanması ile önemli bir konum gelmişlerdi. Bu isyan, Osmanlı Devleti tarafından bastırılmış ancak, 1829 Edirne Antlaşması ile Yunanistan bağımsızlığını kazanmıştı. Bulgaristan, II. Meşrutiyetin ilanının getirdiği hürriyetçi havadan istifade ederek, 1908‘de bağımsızlığını kazandı. Yine 1908’de Avusturya-Macaristan, Bosna-Hersek bölgesini işgal etti. Görüldüğü gibi, 1912 yılına gelindiğinde Balkanlarda harita aşağı yukarı çizilmiş vaziyette idi.

İlk Bağımsızlık Yunanların

Çok enteresandır, Balkanlarda ilk isyanı çıkaran Sırplar olmasına rağmen, ilk bağımsızlıklarını kazananların Yunanlar olmasının sebebi, Yunanların daha teşkilatlı ve din adamları önderliğindeki bir hareket içerisinde olmalarıdır. Esasen Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan bağımsızlıklarını aldıkları ilk yıllardan itibaren topraklarını genişletmek istemişler, bu ise Balkanlardaki kargaşanın ana sebeplerinden birisini teşkil etmiştir. Bunun yanı sıra Balkanlardaki kargaşanın büyümeye devam etmesindeki bir başka neden ise, Avusturya’nın Balkanlardaki genişleme siyasetini engellemek için Rusya’nın bunu desteklemesi siyasetidir. İşte bu durum Balkan Devletlerinin aralarındaki anlaşmazlığı bırakarak hem Avusturya’nın yayılmasını engellemek, hem de Osmanlı topraklarını paylaşmak için harekete geçmelerine neden olmuştur.

İşte bütün bu gelişmelere paralel olarak Osmanlı Devletinin İtalya ile uğraşmasını fırsat bilen Balkan Devletleri Rusya’nın da katkılarıyla aralarında bir dizi ittifaklar imzaladılar. Mart 1912’deki Sırp-Bulgar ittifakını, 29 Mayıs 1912 deki Bulgar-Yunan ittifakı izlemiş, Ağustos 1912’de Karadağ ile Bulgaristan arasındaki sözlü ittifaktan sonra da 6 Ekim 1912 de Karadağ-Sırbistan ittifakı ile Osmanlı Devletine karşı Sofya merkezli ve Rusya destekli bir ittifaklar zinciri oluşmuştu.

Balkan savaşlarının son safhası aslında, Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda kalmış son topraklarının paylaşılma hesabıydı. Bu savaş, iki kısımdan oluşmuş, I. ve II. Balkan Savaşları olarak adlandırılmıştı.

Bu dönem faaliyetlerinde görülen en önemli özellik, devleti yöneten kadroların gerek devlet dahilindeki gerekse devletin en yakın komşuları arasındaki en önemli denge hesaplarının farkında olmamalarıdır. Öyle ki Trablusgarp Savaşındaki bilinçsiz yaklaşımlarla bölgeyi müdafaasız bırakan Balkanlardaki konsolosluklardan gelen birlikte hareket etme hazırlıkları hakkındaki raporları da göz ardı etmişlerdir.

Balkanlardan Anadolu’ya göç eden Türkler
Balkanlardan Anadolu’ya göç eden Türkler

I. Balkan Savaşı (8 Ekim 1912- 30 Mayıs 1913)

Osmanlı Devleti bu savaşta Karadağ, Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan ile ayrı ayrı cephelerde savaşmak zorunda kaldı. Savaşın çıktığı anda Osmanlı Devleti, çok olumsuz bir durumda idi. En başta, Osmanlı Devleti savaşa askeri bakımdan hazırlıksız durumda idi. Meşrutiyetin ilanı, İmparatorluğun Balkanlardaki mevcut topraklarının da kopmasına engel olamayınca, devlet idaresinde bir boşluk meydana geldi. Hükumet Meşrutiyet inkılabını gerçekleştirmiş genç ve tecrübesiz İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından kontrol altında tutulmaktaydı.

Bu savaşta büyük devletler, Osmanlı Devleti’nin kazanacağını düşünerek, hangi taraf kazanırsa kazansın hiçbir toprak değişikliklerine razı olmayacaklarını ilan ettiler. Savaş; coğrafi durumun çıkardığı sonuçlar, savaşa iyi hazırlıklı olmayan Osmanlı ordusunun seferberlik ve tahkimat işlerini zamanında yapamaması, yönetimden kaynaklanan hatalar ve ordu içerisindeki İttihat ve Terakki muhalifi subayların iktidarı yıpratmak için görevlerini yapmamaları, gibi sebeplerden dolayı bütün cephelerde Osmanlı Devletinin yenilgisi ile sonuçlandı.

I. Balkan Savaşı Sonrası

Savaş sonunda devlet, Bulgaristan ve Doğu Rumeliyi, Bosna-Hersek ve Yeni Pazarı, Makedonyayı, Arnavutluk’u, Epiri, Batı Trakyayı, Edirneyi ve İtalyan işgali dışında kalan Ege adalarını kaybetmişti. Yalnız Edirne müdafaası Balkan Savaşları içinde hemen hemen tek etkili Türk müdafaasıdır.

Bir ara Osmanlı Devletinin başkentliğini yapan Edirne, Şükrü Paşa tarafından bir yıla yakın destani bir şekilde savunulmuş, fakat yeterli ikmal ve lojistik destek sağlanamadığı için, Sırplar tarafından desteklenen Bulgarlara terk edilmek zorunda kalınmıştır.

3 Aralık 1912 de imzalanan ateşkes anlaşmasından sonra Londra‘da başlayan ve bir ara kesilen müzakereler sonucunda, özellikle büyük devletlerin müdahalesi ile 30 Mayıs 1913′te Ön-Barış Antlaşması imzalandı.Buna göre;

Osmanlı Devleti Arnavutluk’un bağımsızlığını tanıdı ve bu toprakları kaybetti.Girit Yunanistan’a terk edildi.

Osmanlı Devleti Midye-Enez çizgisinin batısında kalan bütün topraklarını Balkan Devletlerine bıraktı. Böylece Edirne, Bulgaristan’a geçiyor ve Osmanlı Devleti, Trakya’da sadece Bulgaristan ile komşu oluyordu.

II. Balkan Savaşı (29 Haziran 1913- 10 Ağustos 1913)

Osmanlı Devleti I. Balkan Savaşından yenilgi ile ayrılmıştı. Ancak, bu Balkan Savaşının galibi olan devletler toprakları paylaşma hesabından memnun olmamışlar ve kısa bir süre sonra birbirlerine düşmüşlerdir.

Öyle ki özellikle Bulgarista’nın müttefiklerinden daha fazla yer kazanması nedeniyle anlaşmazlık çıktı. Bunun sonucunda Sırbistan ve Yunanistan Batı dan, Romanya Kuzeyden, Bulgaristan’a karşı saldırıya geçtiler. Balkan Devletlerinin aralarındaki savaştan yaralanmak isteyen Osmanlı Devleti harekete geçti ve Edirne dahil bütün Doğu Trakyayı hiçbir direnişle karşılaşmadan geri aldı.

Bununla da kalmayan Osmanlı Devleti, milis teşkilatı temelli ve Batı Trakya’daki Türk varlığını koruyacak geçici bir Batı Trakya Türk Devleti‘ni kurdu. Bu şartlar altında Bulgaristan barış istedi. Balkanlı Devletler kendi aralarında 10 Ağustos 1913‘te Bükreş Antlaşması‘nı imzaladılar ve Osmanlı Devletinden aldıkları yerleri kendi aralarında paylaştılar. Bulgaristan topraklarının büyük bir kısmını terk etti. Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında 29 Eylül 1913‘te İstanbul Antlaşması yapıldı. Kırklareli, Dimetoka, Edirne Osmanlı Devletine verildi. Meriç Nehri sınır oldu.

Atina Anlaşması

Yunanistan’la 14 Kasım 1913‘te Atina Antlaşması imzalandı.

Bu antlaşma ile Girit Adası Yunanistan’a bırakılmış, bu ülkede kalan Türklerin kültür ve mülkiyet hakları garanti altına alınmıştır. Savaş sırasında Yunanistan tarafından işgal edilmiş olan Ege Adaları‘nın durumu hakkında ise 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması‘nın ilgili hükmüne (Bu adaların kaderi büyük devletler tarafından belirlenecek) uyulması kararlaştırılmıştır.

Savaşın sonunda Adriyatik Denizinden Karadeniz‘e kadar olan Balkanlardaki Türk Hakimiyeti çok küçülmüştür. Sadece Meriç’in doğusundaki Doğu Trakya (Dimetoka hariç) bölgesi Türklere kaldı. Yanya, Manastır, İşkodra, Debre, Üsküp, Selanik, Serez gibi önemli merkezler kaybedildi.

Sending
User Review
5 (4 votes)

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir