Cemiyetler: Direniş ve Kurtuluş Yolları Arayışı

İtilaf Devletleri bir yandan işgal ettikleri yerleri genişletirken, diğer yandan da Anadolu ve Trakya’da bağımsızlık elde etme emeliyle harekete geçen azınlıkları kışkırtıyor ve kullanıyorlardı.

Çaresiz ve aciz İstanbul Hükûmeti’nin işgallere engel olamadığı bir ortamda, doğup büyüdükleri toprakların ellerinden alınarak başkalarına verilmek istendiğini gören halk örgütlenmeye başladı.

Kurdukları Müdafaa-i Hukuk-u Millîye Cemiyetleri ile bir taraftan siyasi faaliyetlere başlarlarken, diğer taraftan Kuvay-ı Millîye adı altında askerî kurumlar oluşturmaya başladılar.

İşgallere karşı direnmeyi amaçlayan bu yerel kuruluşların yanı sıra, kurtuluşu İstanbul Hükûmeti’nin politikalarına bağlı kalmakta ya da güçlü bir devletin koruması altına girmekte bulan cemiyetler de kurulmuştur.

Yararlı ve Zararlı Cemiyetler

Kuruluş amaçları yönünden ele alındığında, yararlı ve zararlı cemiyetler adı verilen bu kuruluşlar üç başlık altında incelenmektedir:

  1. 1. Azınlıkların kurduğu cemiyetler
  2. 2. Millî varlığa düşman cemiyetler
  3. 3. Millî cemiyetler

Azınlıkların Kurdukları Cemiyetler

Türk topraklarının işgali başlamadan hemen önce örgütlenmeye girişen Rum ve Ermeni azınlıklar, İzmir’in işgalinden cesaret alarak oldukça faal hale geldiler. Rum azınlığın hedefi, Yunan işgalini kolaylaştırmak ve bunun mümkün olduğu kadar geniş alanlara yayılmasını sağlamaktı.

Yüzlerce yıl İstanbul ve Anadolu’daki Yunan amaçlarının önderliğini yapan Fener Patrikhanesi bu etkinliğin merkezi oldu. Patrikhanenin desteği ile kurulan “Yunan Komitesi” ve “Trakya Komitesi” adlı iki örgüt, Trakya’da Türk direnişini kırmaya çalıştılar. Yunan amaçlarının gerçekleşmesinde baş rolü oynayan, ancak savaş yıllarında susan “Etniki Eterya (Ulusal Dernek)” adlı örgüt, Pontus Devleti kurulması konusunda ciddi çalışmalara başladı. Teşkil edilen Rum eşkıya çeteleri özellikle Trabzon yöresinde Müslüman ahaliye karşı katliam ve tedhiş hareketlerine girişti. “Mavri Mira” Derneği ise Rumları silahlandırarak, aynı faaliyetleri gerçekleştirmelerini sağlıyordu. Yine bu amaçla çalışan derneklerden biri de “Göçmenler Derneği” idi.

Savaşın son yılı içinde ABD Cumhurbaşkanı Wilson’un ortaya koyduğu 14 İlke’ye dayanarak “Bağımsız Ermenistan” isteğiyle etkinliklerini artıran Ermeniler, Adana yöresi ve Doğu Anadolu’da ülkülerini gerçekleştirmeye çalışıyorlardı. İzmir’in işgalinden önce Adana’da Fransız makamlarının desteği ile kurulan “Ermeni İntikam Alayı” büyük tedhiş hareketlerine girişmiştir. Ermeni patriği Zaven Efendi, Mavri Mira heyeti ile birlikte çalışmış ve Rumlarla işbirliği yapmıştı. Patrik, Büyük Ermenistan’ın başkenti Garin/Erzurum olacaktır diyordu. Ancak, Anadolu’daki tek derli toplu güç olan l5. Kolordu ve kolordu komutanı Kazım Karabekir Paşa Doğu’daki Ermeni baskısına şiddetle karşı koymakta kararlıydı. Başlangıçta Ermeni ve Rumlarla birlikte hareket etme eğilimi gösteren Yahudiler de toprak isteği yerine ellerindeki ticaret, din ve kültür serbestliği gibi imtiyazlarını kaybetmemek için İstanbul’da “Macabi” ve “Alyans İsrailit” adlı örgütler kurmuşlardı. Ancak, Yahudiler imparatorlukta rahat bir hayat yaşadıklarından ve geleneksel temkinlilikleri ile diğer azınlıklar kadar yıkıcı faaliyetler içinde olmamışlardır.

Diğerleri

Azınlıkların kurdukları ve faaliyet gösterdikleri milli varlığa zararlı bu cemiyetlerin yanında Türklerin kurdukları ve katıldıkları cemiyetler de vardır. Bu cemiyetlerin bir bölümü, doğrudan doğruya “direniş” fikrine karşı çıkarken bir kısmı “çekingen” davranmak suretiyle mücadele azmini zayıflatmaktaydılar. Bazılarının ise doğrudan ayrılıkçı hedefleri bulunmaktaydı.

Milli Cemiyetler

Birinci Dünya Savaşı sonunda bazı milliyetçi subaylar Osmanlı Devleti’nin parçalanacağını ve yurdumuzun işgale uğrayabileceğini tahmin etmişler ve bunu elden geldiğince önleyebilmek için bazı hazırlıklara girişerek gizli komiteler oluşturmuşlardı. Bunların ilki Teşkilat-ı Mahsusa tarafından savaş yıllarında İngiliz ve Fransız sömürgelerinde Faaliyet göstermek üzere kurulan İttihad-ı İslâm İhtilâl Komiteleri’dir.

İttihat ve Terakki fedailerinin oluşturduğu bu komiteler savaştan sonra da faaliyetlerini durdurmamış, ancak yurt içindeki etkinliklerini arttırarak, işgale uğrayan yörelerle özellikle Rum çetelerin etkin olduğu yerlerde silahlı mücadeleye girişmiştir. Sivil halk, yurdun her yerinde çoğunluğu ittihatçı bir geçmişe sahip olan aydınların önderliğinde işgallere karşı örgütlenmeye başlamış, Türk bağımsızlığını devam ettirmek, Milli Mücadeleye fiilen katılmak ve desteklemek amacıyla bir çok dernek kurmuştur.

Müdafaa-i Hukuk, Muhafaza-i Hukuk, Reddi İlhak gibi daha çok “bir hak savunması” maksadıyla kurulan Milli dernekler, Sivas Kongresi sırasında 7 Eylül 1919’da alınan bir kararla “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı ile birleştirilmiş ve yerel örgütler olmaktan çıkarılmışlardı.

Sending
Kullanıcı Değerlendirmesi
0 (0 oy)

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir