2. Dünya Savaşı Sürecinde Türkiye’deki Ekonomik, Toplumsal ve Politik Gelişmeler

Türkiye, II. Dünya Savaşı’na fiilen katılmamış ancak savaşın getirdiği ağır ekonomik koşulları tüm zorluklarıyla yaşamıştı.

Savaş başlayınca Türkiye’de kısmi seferberlik ilan edilmiş, üretimi gerçekleştiren genç nüfusun önemli bölümü silahaltına alınmış ve ülke bütçesinin büyük kısmı savunma giderlerine ayrılmıştı. Türkiye, ekonomisini savaşın olumsuz etkilerinden korumak amacıyla birtakım vergi ve yükümlülükler getirdi. Fakat bunların uygulanması sırasında yaşanan suistimaller, haksızlıklar ve tutarsızlıklar büyük şikâyetlere de neden oldu.

Millî Korunma Kanunu (18 Ocak 1940): II Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine ekonomiyi ve fiyatları denetim altına almak için Millî Korunma Kanunu çıkarıldı ve böylece savaş ekonomisi uygulaması başladı. Bu kanunla devletin ekonomiye müdahale olanakları genişledi ve özel girişim devletin vesayeti altına girdi. Fakat üretim artışında yaşanan sorunlar ve ithalattaki imkânsızlıklar yüzünden birçok ürün ve mal yetersiz seviyeye düştü ve karaborsa oluştu.

Kanundan istenilen sonuçlar elde edilemeyince fiyatlar serbest bırakıldı. Çiftçi, tüccar ve sanayicinin durumu iyileşti. Fakat sabit ücretle geçinen dar gelirlilerin durumu çok zorlaştı. Yüksek enflasyonla birlikte fiyatların çok artması büyük tepkilere yol açtı.

Ekmek karnesi ile ilgili gazete haberi

Ekmek karnesi ile ilgili gazete haberi

Üretimin düşmesi, silah altına alınan askerlerin ve halkın zorunlu ihtiyaçlarının karşılanamaması hükûmeti yeni tedbirler almaya sevketti. 1942’de ailelerin günlük ekmek ihtiyacı belirlenerek halka ekmek karneleri verildi. Halk, günlük ekmek ihtiyaçlarını karnelerinde yazılı olan miktar kadar alabiliyordu.

Varlık Vergisi (11 Kasım 1942): Savaş koşullarının getirdiği karaborsacılık ve fiyatların yükselmesi bazı kimselerin olağanüstü servetler edinmesine yol açmış ve savaş zenginleri ortaya çıkmıştı. Çıkarılan kanunla bir defaya mahsus olmak üzere Varlık Vergisi adı altında servet üzerinden ağır bir vergi alındı. Komisyonlar tarafından belirlenecek vergiyi bir ay içinde ödemeyenler çalıştırılmak üzere Erzurum Aşkale’ye gönderildi.

Kanunun uygulanması sırasında komisyonların belirlediği vergilendirmelerdeki haksızlıklar ve ödemelerin kısa bir süre içinde gerçekleştirilmesinin istenmesi gibi uygulamalar birtakım sıkıntıların ortaya çıkmasına yol açtı ve 1944 yılı başlarında Varlık Vergisi uygulamasına son verildi.

Toprak Mahsulleri Vergisi (26 Nisan 1944): Tarımla uğraşan kesimi vergilendirmek, askerin ve halkın asgari ölçüde beslenmesini sağlamak için Toprak Mahsülleri Vergisi çıkarıldı. Bu vergi savaş ortamının olağanüstü koşullarının zorunlu kıldığı bir uygulama olarak düşünülmüştü. Çiftçiler yetiştirdikleri ürünün %10’unu ya nakit olarak ya da mal olarak ödediler. İlkel sayılacak şartlar altında üretim yapıldığı ve askere alımlar yüzünden iş gücü azaldığı için köylünün üretimi oldukça düşüktü. Kendi ihtiyacını ancak karşılayabilecek kadar üretim yapan çiftçiler ve köylüler bu vergiden hayli olumsuz etkilendiler. Üç yıl boyunca uygulanan bu vergi, büyük toprak sahiplerinin iktidardaki partiye karşı cephe almalarına da yol açtı.

İç Politika Gelişmeleri: II. Dünya Savaşı sürecinde Türkiye’de tek parti uygulaması devam etti. Fakat bir takım demokratik açılımlar da gerçekleştirildi.

TBMM’de hükûmeti denetleme işlevini görecek bir müstakil grup kurulması kararlaştırıldı. İç işleri bakanının CHP genel sekreteri olması uygulamasından vazgeçildi. 1939 seçimlerinde Kazım Karabekir, Fethi Okyar, Hüseyin Cahit Yalçın gibi Atatürk döneminde siyaset dışı kalan kişilerin milletvekili olmaları sağlandı. Fakat, 1939’da, II. Dünya Savaşı’nın çıkması bu tür demokratik açılımların kesintiye uğramasına neden oldu.

Altı yıl süren II. Dünya Savaşı’nın sona ermesi sadece Almanya, İtalya ve Japonya’nın yenilgisi anlamına gelmiyordu. Aynı zamanda bu ülkelerin yürüttüğü faşist ve ırkçı politikaların da yenilgisi anlamına geliyordu. Artık dünyada demokratik ve komünist ideolojiler karşı karşıya gelmişti.

Türkiye seçimini ABD ve İngiltere’nin başını çektiği demokratik bloktan yana yaptı. Bu seçimde 1945 yılında SSCB’nin Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı istemesi ve Boğazlar’da askerî bir üs kurmak istediğini belirtmesi özellikle etkili oldu. Sovyet tehditi altındaki bir Türkiye’nin Batı’nın sempatisini elde edebilmesi, Batı’nın siyasal değerlerini benimsemesiyle daha kolay olurdu. II. Dünya Savaşı sürecinde Türkiye’de uygulanan ekonomik politikalar nedeniyle toplumsal tepkiler ortaya çıktı. Yeni çözüm arayışları, iç ve dış dinamiklerin etkisiyle iyice yıpranan iktidarı, demokratikleşme yolunda adımlar atmaya zorladı.

7 Ocak 1946’da Demokrat Partinin kurulmasıyla da Türkiye’de çok partili demokratik hayat başlamış oldu.

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir